21 Aralık 2010 Salı

..................................................................

................................... Halbuki bu ülkenin nasıl bir ülke olduğunu anlamak için şu üç şeye bakmak yeter.................................................................................... 1-Namık Kemal'in torunu müntehir Cezmi'ye.......................................... 2-Cenap Şehabettin'in şizoit oğlu Şadıman'a.................................................. 3-Mehmet Akif'in, Beşiktaş pazarında açlıktan ölen ve ölüsü pazar sandıkları arasında bulunan subay oğlu Emin'e'........................................ bakmak y e t e r !........................ Cezmi, kendini tabancayla vurdu.................................................... Şadıman'ın ağzından -korkudan olsa gerek-ömrü boyunca "fasülye"den başka kelime çıkmadı........................Emin diri diri aç mezarına gömüldü...... Not:Lütfen boş bırakılan yerleri doldurmayın:Meleklerin ayak izleridir !

VEBA BOZASI

KÜRESEL BİR EPİDEMİ YA DA NEYZEN TEVFİK VE ŞAİR EŞREF İLE SÖYLEŞİ Neyzen Tevfik der ki:-Veba bazan şiirden iyidir.Bu veba ihaneti tüm küresel zalimleri,tüm işbirlikçileriyle öldürür.SAdme ve lirik kariaa. Şair Eşref hemen ekler:-Şair de olsan, Allame de olsan, Firavun da olsan, Nemrut da olsan ey şaiR bozuntusu; dair e'nin alan formülü, piçarpırekare/ çemberin çevre formülü de iki.pi-re olsa , gene de pire götüne devve yarrağı sokamazsın.

14 Aralık 2010 Salı

HALBUKİ İKTİDARLA GÜL GİBİ GEÇiNENLER; YEMEKLERİNİ GÜL SUYUYLA PİŞİRSELER,SU YERİNE GÜL SUYU İÇSELER, OSURUKLARI GENE DE GÜL KOKMAZ...

HALBUKİ İKTİDARLA GÜL GİBİ GEÇiNENLER; YEMEKLERİNİ GÜL SUYUYLA PİŞİRSELER,SU YERİNE GÜL SUYU İÇSELER, OSURUKLARI GENE DE GÜL KOKMAZ... Evlilik, en az kırk yıl,aynı yorgana, karı koca osurmaktır. Kafka’ya sorarsanız, o da bekarlık intihardır diyor. Evlilik intihar değilmiş gibi sanki. İster bekar olup, aynı yorgana bir ömür tek başına osursun; ister evli olup aynı yorgana karı-koca beraber bir ömür osursun; bülbülle gülün aşk metoforu tam bir fecaat:Hayvan olan bülbül, aşkının ızdırabından geberse, bitki olan gül ile aynı yastığa istese de baş koyamaz … Bekarlar,bülbül-gül metoforuna sahiden inananlardır;evlilerse bülbül-gül metoforuna asla inanmayanlardır. Şöyle ki: Bülbül, imkansız bitki olan gülün aşkını bir süre sonra terk eder ve sevdiği bir kuşla hayatını birleştirir. Yani evlenirler.Durum böyle olmasaydı şu anda bülbül neslinden bahsedemezdik. Bülbül-gül metoforuna sadık kalan, sahiden inan ve kendini bu yüzden bir ömür yalnızlığa mahkum eden bekarlar !Bana bir aşk gösterin ki, bülbülden olma, gülden doğma olsun… Hayvan olan bülbülü, kavuşmasız bir aşkla bitki olan güle sevda tutsağı etmek, akıl işi değil, insaf işi de değil. Adına şiir de deseniz, adına siyaset de deseniz, gelin vazgeçelim bu bülbül-gül metaforundan… Halk dediğimiz hayvan bülbül, iktidar dediğimiz bitki gül mü yoksa. Fetişizm şudur: Gül, yemek yemez, kenefe çıkmaz .. Halbuki iktidarla gül gibi geçinenler; yemeklerini gül suyuyla pişirseler, su yerine gül suyu içseler, osurukları gene de gül kokmaz... İnanmazsanız bu uğurda dokuz yorgan eskitenlere sorun… Muktedir (gül) akıllıdır, müritlerininin (safderun bülbüllerin) yanındayken yemek yemez,kenefe çıkmaz ! O sadece ve sadece: Kokar,kokar,kokar….

27 Kasım 2010 Cumartesi

ELEŞTİRMENLER LONCASINDAKİ ‘GEPPETTO’ TİPOLOJİSİNİN YONTTUĞU KUKLA ŞUARA

ELEŞTİRMENLER LONCASINDAKİ ‘GEPPETTO’ TİPOLOJİSİNİN YONTTUĞU KUKLA ŞUARA...---------------------------------------- ‘sidik köpürür,atın da olsa,padişahın da....’ Metin Eloğlu----------------------------------------------------- 1./ Laisistler kadar mistik, islamistler kadar seküler meşhur mütebahhir şairlerimizden İsmet Özel şöyle buyurmuş: ‘Taşları yemek yasak !’ Şu da var: Bu ölülere konmuş bir yasak mı,dirilere konmuş bir yasak mı? Nedir,şuara tabutlarını semt pazarlarında yuhalatan...teneşir tahtasıyla, kendi kurduğu şiir tezgâhlarını sittin senedir birbirine karıştıran,Dylan Thomas mistizm ile Ahmed Arif sekülerizmi arasında,önünde bulduğu ve yuvarladığı hezeyan yumağını şiir sanan,bu yumağı da oynadıkça dolaştıran, bıçkın şairlerimizdendir: Karıncalara kalk düğüne gidelim derken, uçurumun kıyısındakilerle,uluorta kalça edebiyatı yapmaktan kaçınmaz.. Şili’nin şirin mi şirin belâgat jürileri, bıçkın mı bıçkın Özel şiirini taltif edince, üstündeki bütün poetik yerli hilatları,siyasetin çıkmaz sokaklarına fırlatan mütebahhir şair... Ceset edebiyatı yapmayı sever, kendi şiiri uyarınca, kendi cesedini dişler,hatta kendi koyduğu yasağa rağmen, diriyken’taşları dişler’! Şiir-ona göre-mandaları gütmeye yarayan üvendire’dir... Nesirlerinde ve şiirlerinde, üvendireli şuaraya ‘itimat telkin eder’! Cemil Meriç haklı,- ‘Türkçesi bodur’...sekinetten çok,insanın belleğini üvendireyle dürten meskenet, belli başlı ‘Özel’liği... Yetmişlerde tanıdığı Özel’in tüzel yüzünü yakalamak için, Ece Ayhan otuz yıl pusuya yatmış,beklemiş... Omuzlarının üstündeki yığınla yüzü, hiç utanmadan nasıl gezdirir insan... Eleştirmenler loncasındaki ‘geppetto’ tipolojisinin yonttuğu kukla şuara...dayattığınız musallat ‘kanon’lar, aşkın kanunu da değil,şiirin kanunu da... efraim soğaç

26 Kasım 2010 Cuma

"ODUN HAMALLARINA"

"ODUN HAMALLARINA"--------------------------------------------------------------- Fransa,Bursa'da bir ay bile barınamayan Humeyni'yi, sürgünde semirtip,79' da İran'ın başına musallat etti:Laisistlerle mistiklerin petrol deryasında al takke ver külah oyunu: 79'da namluyla gelenler, şimdi kendini sandıkla seçtiriyor ve sinek vızıltısı kadar (Musavî'nin itirazına)tahammülleri yok:İtiraz edene, sokaklarda İdam& se[VİNÇ]'leri boy boy hazır... Küresel/yöresel İktidar sarmalındaki açık/gizli azgınlıkların biri bitiyor ,biri başlıyor: Fransadaki, Yunanistandaki öğrenci olayları,Çin-Sincandaki olaylar, ve en son İrandaki Musavî muhalefetine reva görülenler... B.M./U.N-Şimdiki adıyla koalisyon güçlerinin- kestiği ve bombalarla yaktığı İKİMİLYON çoluk-çocuk-yaşlı mazlum insan ne olacak, bu meyyus ve makus 9. Haçlı seferi, o ne olacak? Hem de rejimlerin cicili-bicili(!) adları ne olursa olsun... Hele hele bir de Demokrasi faşizanlığının 'Büyük Yalan' tekniği sökmezse,asıl kullanılan oylar kremetoryuma atılır,sahte oylar masaların üstünde sayılır:İkiz sandık hilesi! Menderes,bu ikiz sandık kalpazanlığını:odunu koysam,mebus seçtiririm diyerek faş etmiştir... Veyl Odun Hamallarına* Namluyla gelenlerde/sivil seçilenlerde,aynı sihirli ikiz sandıkları burnumuzun dibine sokuyor:To be or not to be/ya herrrü ya merrü! İtiraz olduğunda,döndolaş, bu sahte oylar sayılır. İran,tıpkı Kanada gibi Fransanın sömürgesidir.... Parlamentolardan çemşirenlere değil de,-Petrol musluklarının nereye aktığına bakarsanız anlarsınız! Cihan böyle,ne yapalım diyemezsiniz: -Adımı Unuttum'!**,zulmünüzden... İnsanın alacası,siretinde;hayvanların alacası,suretinde olurmuş... Hayvanlar kadar olamadık,veyl! Mütemmim Cüz'le söylersek:-"Kuşların uçmasından alacağımız" sonsuz dersler vardır... Ebabil Kuş'larının, babil kulelerinden(plaza binalar)/babil kuyularından(petrolkuyuları) soracağı hesap vardır elbet... Lebbeykzeni-icabet! ------------- --------------------------------- Odun Hamalı tesbit-i şerifi,TEBET Sure-i Celilesinde geçer! **A.H. Çelebi’nin bir şiiridir... -------------------------------------------- EFRAİM SOĞAÇ

TECRÜBEYLE VE TERCÜMEYLE BİR OLİVER TWİST KOÇAKLAMASI...

TECRÜBEYLE VE TERCÜMEYLE BİR OLİVER TWİST KOÇAKLAMASI... --------------------- (RADYOYA UYARLARYAN: MR.BUMBLE EFEKTÖR:KORKMAZ ÇAKAR)------------------------------------------------------ -Özdemir Asaf,-kolsuzun düşünde- ne bıçaklar fırlatmıştı / hepsi de saplanmıştı'; Asaf Halet Çelebi,ağır ceza mahkemelerindeki “nedircik yavruları”nı yazmıştı; ve biz Ahmed Arif’ten ilk kez, “kar suyundan nasıl çay demlenir”, onu öğrenmiştik- *** /Asırlar önce sefalet ve ihtişam Kahpesar’ın (Kahpe Beyaz Saraylıların kısaltılmışı) küresel büyük meydanlarında kol geziyordu...Tuzukurular için ihtişam....kıçında örümcek ağıyla dolaşanlar için necaset ve felaket... Darağaçlarının gölgeleri belleklerde, dolam dolam dolanıyordu... Açlıktan hırsızlık yapanları kovalayan atkılı mendeburlar, paltolu mubassırlar ,bir dilim kuru ekmek çalan çocukları, darağacındaki en merhametli ilmeğe, gözlerini bile kırpmadan,muttasıl postalıyordu.... İşte bu fakirin hikayesi, merhametsiz ve sefil , gökçeli ökçesiz çocuk esirgeme ve astırma yurdunda, paltolu mubassırın ininde, belediye garnizonunda başlar.... Çocuk esirgeme ve astırma yurduna gözlerini açmış sübyan....Ne meteliği var ne adı..Çocuk esirgeme ve astırma yurduna, bir kaşık düşmanı daha.... -Nasıl da çelimsiz ,el sepeti gibi...annesi gibi “zavallı bir sarı at” ! -bırakın da elsepetimi dünya gözüyle son bir kez göreyim... -...gitmeden önce.... -ah ki “zavallı sarı at” kalıbı dinlendirmeye gitti... Gamgemisinin sessiz direkleri uzun olur,o direkler, sivil giyimli darağaçlarıdır....Bayan amansız Mann’ın gamgemisine bir kaçak yolcu daha,zavallı elsepeti, miçoluğu göremeden asılacak !/ (KEMALETTİN TUĞCU’DAN HAMİŞ:ARKASI YARIN...) EFRAİM SOĞAÇ

ZAMBAKTAN YAPILMIŞ GİYOTİNLER

MALARYALI AZMIŞ-AZMAMIŞ O-ZANLAR:-Z A M B A K L A R ! : : :Ölüm için yazmış olsalar bile,bir yazı da , it gibi şiir kapısının önünde bekletilirmiş!!!!!!!!!!! Ama ben it değilim ki,-efraim'im....ADINIZ DA BATSIN KENDİNİZ DE KULENİZ DE KUYUNUZ DA .... --------------------------------------------- 'Je laisse à Gavarni, /poète des cholroses' C. Baudelaiere 'Gavarni' köpek tasması gibi sürter/malaryalı azmış-azmamış o-zanlar da' (Türkçeleştiren: Efraim Soğaç) ------------------------------------------------------ Bir şairimiz [ K.Celâl Gözütok],-'zambaklar bodler bodlemez/gidiyorum sağır bir balığın peşinden'; diyor... Ama ne dersek diyelim, zambaktan yapılmış giyotinler, çokça doldurmuştur tarih'in ve iftira'nın ;şer(!) çiçek sepetini... Yetişkin bir yaşta olmasına karşın Bodler'in, üvey baba korkusuyla, özannesine yazdığı mektuplar, şiirlerinden çok daha fazla ilgi uyandırır... Mektupların kâr etmediğini gören Bodler'in -ki o sıralar, bu dünyaya vedaına da ramak kalmıştır- eve dönüşü daha da hazindir:Tren istayonunda mefluç bir halde,sürüne sürüne bulur evinin yolunu...Annesi istasyona gelmemiştir,başını yaslayabileceği anne merhametinden yoksundur... Donkişot Paradoxunu bilmeyen yok gibidir: "Şanzo Pança, bir adanın sahibi ve yöneticisidir...Bu adaya gelenler her ne olursa olsun doğruyu söyledikleri müddetçe asılmaktan kurtulurlar...Yalan söyleyenler asılırlar...Ama adaya bir gün bir adam gelir:-ben bu adaya asılmak için geldim-der! Şanzo şimdi ne yapmalı?" Berber paradoxuna hiç girmeyelim isterseniz... A.Lincoln, şimdiye kadar, okuduğu en iyi kitabın annesi olduğunu söyler! Ve öldürülmeden bir hafta önce hemen ekler:-hiçbir tehlike olmadığını düşünmek,çok tehlikelidir... Sonrası bildiğiniz gibi: bir tiyatro çıkışı,-ö l d ü r ü l ü r,üstelik annesini göremeden ! Efraim Soğaç

'SAKLI SU'YU HİÇ KİMSE TEKFİN EDEMEZ

'SAKLI SU'YU HİÇ KİMSE TEKFİN EDEMEZ...----------------------------------------------------- -Necatigil’e----------------------------------------------------------------- Merhametle müstenit nativizm, bilmediğimiz mukattar bir sözlüğü,usul usul pekitiyor,'Saklı Su' şiirinde... 'Kevgir misin be' şairlik:-('passion' tafralarıyla dolaşanların kalplerindeki delikler,eleştirmenlerin, övgü'den/yergi'den balmumlarıyla kapanır mı hiç ?) İşte bunu 'pas' geçemeyiz: Siyah kordelalı 'Kundera' Muhipler Cemiyeti’nin serdettiği şiir, güyâ şairin omzunu yakan mum damlasıymış ,mum cızırtısıymış ? Hayır:-Şiir, 'Saklı Su'!dur.... 'Saklı Su'yu canhavliyle pekitmek,doğrusu,gönençli bir uğraş... ‘ÜSTÜN ESRE’* şiirinde Necatigil, bu gerçekliği,daha bir pekitir: “Öldü Gömüldü İçmeye gittik Evlere dönüldü.. Çoktu dostları Gelemedi çoğu Yaşlıydı o yüzden Sağcıydı onun için Solcuydu ondan ötürü. Gömüldü Tanrının rahmeti Üzerimize olsun Hayat ölüm götürü.” Varlığı yokluğu [Bir] olan lâlezara sordum: -'Saklı Su'yu hiç kimse tekfin edemez... Mahşer kopar! Evet öyle yapalım, ‘Dülgerbalığı’nı –el’an-şairlerin piri yapalım... Şairler uçmaz,müritleri uçurur... EFRAİM SOĞAÇ --------------------------------- *(SOYUT,ARALIK 1974,Sayı:74), Adı ‘Tell Me’ ya da ‘Telmih’ (seçilmiyor), dergi sayfalarından ‘Üstün Esre’yi kurtarıp,bana e-postalamış, kendisine teşekkür ederim.

MESKUT BİR SAYHANIN KAYRASI

MESKUT BİR SAYHANIN KAYRASI...-------------------------------------- “yıldızlar ateşböceği sanılmaktan korkmazlar.” TAGORE--------------------------------------------------------------------- Şairlerin şiir diyaloğu,sağırlar diyaloğundan bin beterdir.. Şiirin şüyu’,vukûundan beterdir derler ya; mezardaki servilere manevra yaptıran rüzgârlara nümizmatik şairler,şiirini mezarlıktan kurtaramayanların yazdıkları şiirlere de palendromik şiirler denir... Eylülîlerin soluğu, sonbaharın gasilhane mubassırları gibi ensemde ... Bu gasilhane mubassırlarının ufunetinin sinmediği yer yok gibi... Halbuki şiir,henüz kimsenin gitmediği,gidemediği yerlerden,şairin eve dönme sevinci... Şairlerin eve dönme sevincini senelerdir kimler dillendiriyor... Bu hakiki şiiri ben üç evreye ayırıyorum: 1. evre: isyân evresi 2. evre:hüzün evresi 3. evre:’dasein’ evresi Nedir,hüzün evresi en uzun dönemi kapsar.... Gelgelelim,‘dasein’evresinde ,mezarlıklarda yankılanan nice-nite şairin şiirleri,meskut bir sayhanın kayrasıdır... Ele geçmeyen(!) peçeli –peçesiz ,vird-i zebân narsistik,mistik şiiri ne tarif eder : “Sais’deki heykelde pek muammalı olan şu yazıt bulunur:Olmuş olanın hepsi,olanın hepsi,olacak olanın hepsi benim, ve hiçbir ölümlü (şimdiye kadar),peçemi kaldıramadı.” Halbuki denizyıldızlarına sorsak muhtemelen şöyle derler:Denizlerin bütün balıkları, aynı anda su içse,denizler kurumaz....denizlerin bütün balıkları, aynı anda ağlasa,denizler taşmaz! Ah ki,yedi deryâlar birbirine küsmüş de ,hiçbir balığın bundan haberi yok... EFRAİM SOĞAÇ

SIFIR - İKİ ve ÖLÜM HAKKINDA KI[S]SA BİR MÜLÂHAZA

SIFIR - İKİ ve ÖLÜM HAKKINDA KI[S]SA BİR MÜLÂHAZA --------------------------------- 'Vay Sevda Karam'ın Şair'ine ve 'Külden Kalan'ın Şair'ine -------------------------------------------- 'kendi kendine ettiğin âdem/ bir yere gelse îdemez âlem' Adlî (II.Sultan Bayezid) ---------------------------------------------------------------- Necatigil'in Sessiz Parantezi: Açılır Parantez:Doğum tarihi,arada,uzun ya da kısa BİR T i r e -, -iKİnci adımı attığın anda,kapanır üzerine Parantez:Ölüm tarihi ! Parantezin taşıdığı gamyükünü,hayatı,-Tire'yi-, dört/dörtlük bir şiir işlemiyle,ne güzel anlatmıştır, Necatigil.... Acele ,acil,vakit yok :Parantezdeki BİR Adı'M'lık T i r e' ye sığdırmalısınız artık,bütün adımlarınızı... Tire'den sonraki ikinci adım:Ölüm,- hem biliyoruz O’nu, hem bilmiyoruz... -Kapandı mı bir kez bu Sessiz Parantez,açılmaz, kimse açamaz... BU HAYATTA, GERİ ALAMADIĞIMIZ TEK ADIM, TİRE’DEN SONRA attığımız, o İKİNCİ ADIMDIR... Nedir, bu şiiri,sadece yazarlar için yazmamıştır,Necatigil... -“Kariaa”! Ölüm, kapınızın ipini çekti mi, vurdu mu, yazar olsanız kaç yazar,yazar olmasanız, kaç yazar.... Ezelden beri, her ölenle, yenilik üzerine yenilik getiren Ölüm Meleği, kaçıncı eskidir ! Ölenle ölünmez de, emeğimiz olmadan,Olan’la olunur mu ... Sıfır’dan sonra, hem çarpıldığında, hem toplandığında, aynı sonucu veren ikinci sayı, iki’dir...Bir üçüncüsü yoktur ! Dört Mevsim: Yaz Hırka’sının yamacında uyuyan kedi’nin uykusunu , -kedi’nin uykusunu bölmeden -, O’[n]dan başka hiç kimse kesemez... Ah şu “çapaçul” Alharezmi ! Şu “çapaçul”Türklerin atasözleri de –Teşbih’te hata olmaz – tıpkı ke[n]dileri gibi:”Ölüm, O, devedir ki, her kapının önüne çöker”..! “Logaritmik tabanı sıfır olan bütün rakamlar,önündeki sayı ne olursa olsun, bir’e eşittir”: -EL‘de var BİR.... Ölüm, O, Deve’nin sırtındaki “Sinüs Eğrisi” midir: Eğri Meşe’den Düz duman çıkarmış ! Bu hayatta,Ölüm’ü yazacak mürekkep henüz icat edilmedi.... EFRAİM SOĞAÇ

ŞİİRDE LİBİDO TAPINAKLARI,İSTİNBAT VAKANÜVİSLERİ,İSTİMZAÇ MÜNECCİMLERİ

ŞİİRDE LİBİDO TAPINAKLARI,İSTİNBAT VAKANÜVİSLERİ,İSTİMZAÇ MÜNECCİMLERİ....---------------------------------------------- “ben ki ömrübillâh at görmemiş nalbant” Metin Eloğlu------------------------------------------------------ Atın kuyruğundan başka kamçısı,gölgesinden başka dostu olmayan, şiirimizin ‘uçbeyleri’,şiirdeki libido tapınaklarını,istinbat vakanüvislerini,istimzaç müneccimlerini,yani araya araya bulamadıklarını,sonunda dibinde buldu: Nostradamus'un kehanetlerini, iftiralarını, Notre-Dam’ın Kamburu Quasimodo'ya tahmil ettiler,hem de kâtibiadille : İpipullah sivri külâh,kambur üstüne kamburlarla yükselen bu şiir piramitini, insafın ve insanlığın cılız ayakları,parçalanmış tabanları daha ne kadar taşıyabilir? ‘Kendi kendinin terzisi kambur’ların hüznü yanında, şu kırtipil Atlas’ın sırtında taşıdığı söylenen‘dünya’lar kadar yük, hiç kalır... Şiirdeki libido tapınaklarının rahipleri,istinbat vakanüvisleri, istimzaç müneccimleri, Diderot,Kaderci Jacques kitabında şöyle der: “Sonunda,büyük bir şatoya vardı;alnacına şu sözler kazınmıştı:Ben kimseye ait değilim ve herkese aitim.Girmeden önce buradaydın.Ayrıldığında da burada kalacaksın.” Diderot’nun, zaman trapezindeki ters-düz perendelerini, atraksiyon sanan şuara,şiiri, epistemolojik bir akrobasi,yaltaklanma sandı... Theleme Tekkesindeki, ‘FAYCE QUE VOUDRAS’, canımızın çektiği her kapının kilittaşını açan, her şairin arzuladığı, meşhur ve meşum, sihirli ‘maymuncuk’ değildir... Dahası,edebiyat, çörekçilerle üzümcülerin yeknesak iktidar savaşı hiç değildir... Şiir yazdığını sananlar, bir kuşun uçması bile üçyüzbin kelimeyledir... İnanmayan, angarlardaki uçakların parçalarını,isim isim saysın ! Harut Marut ©ezası:Şiir küplerindeki gül sirkesine, minerva’nın kuşları, adım attırmaz.... EFRAİM SOĞAÇ

SEFİL TEV’İL, ERZEL GRAMER, KELÂM RÜZGÂRININ KIVAMINI HİÇBİR ZAMAN TUTURAMADI,TUTTURAMAZ...

SEFİL TEV’İL, ERZEL GRAMER, KELÂM RÜZGÂRININ KIVAMINI HİÇBİR ZAMAN TUTURAMADI,TUTTURAMAZ...----------------------------------------------------------------------- Zekânın hileli labirentlerinde, kelimeleri ölesiye tekmeleyen sentaks şairleri, şiirin sırtındaki kendi tekme izlerine uslûp ve özgünlük aryası diyorlar... ‘Bakış Kuşu’yla ‘Bakışsız Bir Kedi Kara’ arasındaki hermetik, lirik asimetrilerle vakit öldürmektense, kelâm rüzgârının şimdilik esebildiği ve gidebildiği yerlerden konuşalım: ‘Bakış Kuşu’ndan sağılan kuş sütü,’Bakışsız Bir Kedi Kara’ya içirildi... Edebiyat soframızda bir kuş sütümüz eksikti, o da tamam şimdi... Mecmualarda kulağımıza çıtlatılan ne kadar emrivaki şiir efsanesi varsa, okur iken de yazar iken de tepemizde gümledi... Lüks ışıkları altında satıp savılan karpuzlar,karatepelilere, katır yumurtası diye okutuldu, yutturuldu,okutuluyor,yutturuluyor, nicedir-nitedir... Hermetik ve lirik asimetrilerle örülmüş erzel kakışımdaki romanesk tarz, sentaks sultası, kelime fetişizmi, şiiri öyle bir yerden kırdı ki,şiir deyince artık şiiri anlamıyoruz... Fethi Naci, henüz talebeyken, lüks ışıkları altında,babasının kesmece sergisindeki karpuzları,kalemle değil,bıçakla, nasıl satıp savdığını anlatır... Fethi Naci,şiirden çok romana meyyaldir... Bu yazıyı da, sıfırın ihtira beratına haiz, sıfırın mucidi Aryabhatta var ya, işte onu mevzubahis yapan, imkânlı bir masalla bitirelim,hem hermetik, hem lirik intaç: “Aryabhatta büyürken hayal ürünü Hint hikâyeleri ile aşinalık kazandı.Bunlardan en çok sevdiği bir tanesi,onun sayılara duyduğu ilgiyi harekete geçirmiş olabilir.Efsaneye göre, bir gün Gautama (Buda) prens Dantapani’den evlenmek için kızını istemiş. Öyle çok gnç aynı istekte bulunmuş ki,sonunda Dantapani yazmada,güreşte,okçulukta,koşmada ve yüzmede bir dizi yarışma düzenlenmiş.Buda her birinde galip gelmiş. En sonunda sıra aritmetik yarışmasına gelmiş. Büyük bir matematikçi Buda’ya sormaya başlamış: ‘Koti’den büyük sayılar yüzer yüzer nası devam eder?’(Bir aritmetik kitabına göre koti,yüz kere yüz olan bin’dir). Buda bu sual için hazırlıklıymış. ‘Yüz koti’ye ayuta denir, yüz ayuta’ya niyuta,yüz niyuta’ya kankara,yüz kankaraya’ya vivara,....denir. Buda hiç ara vermeden yirmi üç basamağa kadar ezberden söylemiş.Sonunda,soluk almak için ara vermiş, ‘dizinin sonuna gelmiş bulunuyorum’ demiş. ‘Bununla beraber , sekiz tane daha benzer dizi vardır.’ Beklendiği gibi, Buda’nın sayılar hakkındaki bu olağanüstü bilgisi ona istediği evliliği getirmiş.” O gün bu gündür,sefil tev’il, erzel gramer, kelâm rüzgârının kıvamını hiçbir zaman tuturamadı,tutturamaz... EFRAİM SOĞAÇ

POSTMODERN MATBUATIN AFOROZ ETTİĞİ NÂ-KİTAP ŞAİRLERİN MODERN MECMUALARDA DERCEDİLEN ŞİİRLERİNE MEDHAL..

POSTMODERN MATBUATIN AFOROZ ETTİĞİ NÂ-KİTAP ŞAİRLERİN MODERN MECMUALARDA DERCEDİLEN ŞİİRLERİNE MEDHAL... ---------------------------------------------------------- “hiç birbirine çarpan kuş gördün mü havada. ama insanoğluna gelince üstelik yerde neler olduğunu biliyorsun?” (…) ece ayhan morötesi requiem,1997 ----------------------------------------------------------------------------------- Yahya Kemal, şiir kitabı dercetmekten kayd-ı hayat imtina etmiş,ama bu onun,hayattayken kitap çıkarmayan na-kitap şuaradan olduğu anlamına gelmiyor...Çünkü en son yazdığı şiir, entelijensiya mahfillerindeki han-ı yağma sofralarına daima yıldırım gibi avazla ve yazıyla düşer, sonra da şiir müptelâlarının cengaver cönk defterlerinde temize çekilirmiş...Bu entelijensiya mahfillerindeki şiir müezzinleri, Yahya Kemal şiirini, öyle bir tedavüle sokuyorlar ki,o şiir, merkez bankasının büyük kupürlü banknotları gibi itibar görüyor...hatta yüksek kupürlü bu şiiri, sorgusuz sualsiz deftere temize çekmek türünden masumane kalpazanlıklar da teşvik ediliyor... Pekiyi Yahya Kemal’in bu yüksek kupürlü şiir-para balyalarına kitap diyebilir miyiz...Bu şiiri temize çekenlerin de, avazla okuyanların da,devlet tahvillerindeki kuponlarla geçinir gibi, bu şiirlerle geçinmeleri...hatta bu şiirlere şirketlerin verdikleri temettü de eklenince... İstanbul’a tepeden bakarak,İstanbul’u tepeleyen belediye garnizonlarının profili de ortaya çıkmıyor mu ? Diyeceksiniz ki Nâzım Hikmet,kitap dercetti de ne oldu,Nâzım’ın legal mirasyedileri,bir bankaya ait yayınevinde oluşturulan mevduat hesabına, Nâzım’ın bütün eserlerini yatırdılar,faizlerini çatır çatır yiyorlar...Hatta bu bankanın kumbara hesabında, mezara kadar götürelecek bir sırla hem de, Nâzım’ın vatandaşlığı biriktirildi,kumbara parlementoda açılınca,- Nâzım vatandaşlığa kabul edildi... Şiir-para balyaları...şiir-para kumbaraları:Gelsin belediye mazbatalı poesiumlar,gitsin siyasetten nasihatten mütevellit poetik vertigolar! Global -lokal statükonun her turnikesini açan, siyaset denen akıllı bilet var ya,dijital,doldur doldur harca ! Şiir:Mahpeyker’in Dilâşup’a içirdiği şehvet şurubu;Aydın Valisi İzzettin bey’in cenaze alayındaki düvel-i muazammanın yerli yersiz megiddo tantunisi!Nasıl da bildiniz,tamam,İzzettin bey, Chopın’in arapsaçı marşıyla gömülecek... Davul tozunu süngü yapıp, sadrazam seçenler,seçilenler, yani esatir’in üç başlı kuduz köpekleri, ‘cerberus’lar, şiir diye diye, sonunda kendi başlarını yedi... Yahya Kemal’e birinci yeni,Nâzım Hikmet’e ikinci yeni dersek,modern Türk şiiri,bir ileri,bir geri gitmiş hep...buna ne ilerlemek denir,ne gerilemek denir,ne durmak denir,üçünden de daha beter bir durum... Hiç kitap bastır(a)mayan şairler yerinmesin,kitap üstüne kitap bastıran şairler de sevinmesin... Şiirden anladığınız buysa,kaçıncı yeni olursa olsun,sivil olsun,olmasın,ben yokum... Şiirsemek fiilinin, müfret gaip muzari sıygası yoktur... Şiirsemek öyle bir küğmektir ki,erguvanî bir tevarüd, muttasıl ölümü anlatır ! Kitaplardan,mecmualardan münekkidlerin söktüğü ıskarta şiirler,kadrininizi seng-i musallada bilmeyüp,ilhama güpegündüz mezar kazdılar.... İlham, herkese mezar kazar amma, ilhama mezar kazılmaz... -İlham,ölümdür... EFRAİM SOĞAÇ

ŞiiR ARTIK ‘MAHUR BESTE’DEĞİL,-'MAĞDUR BESTE' DİR

ŞiiR ARTIK ‘MAHUR BESTE’DEĞİL,-'MAĞDUR BESTE' DİR -Cemil Meriç için- Gogol’ün nefis hikâyesindeki İvan İvanoviç (ve öteki kör İvan İvanoviç )- bensem,- ilham da İvan Nikiforoviç'tir… Şiirin davası, ne ağır cezada ne asliye hukukta ne de istinat mahkemelerinde görülür… Neyzen Tevfikçe söylersek,-Şiirin ‘Âzâb-ı Mukaddesi’, madem ki ‘Hiç’tir: Şiir mi daha içlidir, ‘Hiç’ mi… Biliriz ki,-mukaddesatla mukadderat asla örtüşmez.. Şiirin ‘testi’ olmadığını ilk kavrayan Cemil Meriç'tir: Şiirin ‘püf noktasını’ bilen/söyleyen/yazan,-şimdiye kadar asla olmadı ve bundan sonra da asla olmayacak… Doğrudur: Şiir için, zaman ve zemin bir araya asla gelmez…. İlhamın biricik erinci belki de şudur: ‘Bir noktayla göz kör olur!’… Tanpınar’ın ‘mağdur beste’sini, hanende/ sazande yazarlar bilir:Abdülmecit, mızıkayı hümayunun başına, zurnazen Vay Belim Ahmet Paşayı getirerek, nasıl pişman olduysa; şiirin başına da İlham perisini getirenler, öyle pişman oldu… Gündelik hayatta cereyan edenler, ‘Dr. Caligar’in Muhaynehanesi’nden daha dehşetengiz… Şiir artık denize attığımız taş değildir, taşa çaldığımız denizlerdir… Şiir artık ‘mahur beste değil,-mağdur beste’dir… 'Bu ülke'deki şiir,-ülkemizde niye yok,ey Cemil Meriç: O güzelim gözlerin, karanlığı bir sünger gibi emerken gözlerin söndü amma,- kalbin ve aklın bir yıldız gibi gecelerde büyüdü... Büyülü yıldızlar büyürken,-payımıza düşen bir şiir serpintisi de yok mu... EFRAİM SOĞAÇ