19 Aralık 2011 Pazartesi
SAATLER KAPLUMBAĞI SALYANGOZ GEÇERKEN...
HÜSEYİN RAHMİ GÜRPINAR’DAN DERİN BİR ALINTI YA DA SAATLER KAPLUMBAĞI SALYANGOZ GEÇERKEN….------------------Ali Yüce'ye-------------
‘Şimdi o ses,bahçeden geliyor gibiydi. O saçmalar bütün açıklığıyla duyuluyordu.dinledim------------------------benim adım şefika,babamınki tayyar,karaca üzümün kartlaşmışçası.ocak kıvılcımlandırıcılarından mısın?-----------------ne kıvılcımlandırıcılarındanım ne de kapı gıcırtıcılarındanım.------------------------“bir berber bir berbere bire berber beri gel demiş.şu köşe yaz köşesi,şu köşe kış köşesi.bir tarlaya kemkem ekmişler,iki kürkü yırtıkkel körkirpi dadanmış.biri erkek kürkü yırtık kel kör kirpi,öteki dişi kürkü yırtıkkel kör kirpi.kürkü yırtık erkek kel kör kirpininyırtık kürkünü,kürkü yırtık dişi kelkör kirpininkürküne,kürkü yırtık dişi kel kör kirpinin yırtık kürkünü,kürkü yırtık erkek kel kör kirpinin kürküne eklemişler.kör olasu melunlar.işte dersimi su gibi ezberliyorum.benden daha ne soracaksınız.dört deryanın deresini,dört dergahın derbendine devreedelerse,dört deryadan dört dert,dört dergahtan dört dev çıkar…ben bu hesabı sizin kadar bilmez miyim sanıyorsunuz?pireli peyniri perhizli perilerteperlerse pireli peynirler de pırpır uçar.lar.-----------kuşların havladığı vakit,köpeklerin öttüğü vakit yerden göğe kâr yağarken ben dondurma kutusunda buram buram terliyordum.fiili karıncaya yüklettiler.dünyadaki yedi deryayı dar bir çekmeceye kitlediler.körlerin nakış işledikleri aydınlık gecede kolsuz bacaksız boncuk ömerlerin su üstünde yütüdüğü vakt nerdeydin.--------------------------keşiş dağını tekneye koyup hamur gibi yuğurdular.ay’ı karasineklere tuttutrarak bir kuyuya attılar. Starların ve yıldızların korkularından kave değirmenine kaçıştıkları,kokanaların utançlarından donlarını başlarına giydikleri vakt, para-lı arap atları allahsız tospağlarla küresel yarış yaparken nerdeydin?--------------yangın kulesini mum diye fiske/fisk şamdanına diktikleri vakt karn tarihinin yedinci bölümü aman acıdan ölüyorum diye feryat figan edip şikayet ederken bir alabandayla mahmudiye gemisini pirenin boğazından geçirdiler.o vakit kadıçeşmesi’ndeki hakimlik eden havan eli,seksenbeş saati un gibi ufaladıktan sooora turp tohumu diye vezirbostanı’na ekti. Hakimler şikayet ettiler.havuçları tepe aşığı diken bahçe-vanlar c-ezaya çarptırıldı.kılburnu’daki kılı cımbız ustalığıyla koparan berber veli, afyon kutusuna sürüldü-------------------aman pek komiK/uç baba torik/ekeyim de kokma/bol asit borik/badi badi bedminto/badi badi bedminto
TOYUMLUK (GANİMET) İÇİN DOYUMLUKTAN (VATANDAN) VAZGEÇENLERE; HEM MERSİYE, HEM KASİDE….
TOYUMLUK (GANİMET) İÇİN DOYUMLUKTAN (VATANDAN) VAZGEÇENLERE; HEM MERSİYE, HEM KASİDE….
“Yüksek yere el irişir mi ? Yüksek buluta kalkmakla, oturulur mu? Dipsiz denize el sokmakla balık avlanır mı ?”
Celâl-zâde Mustafa’nın “Selim- name”sinden
---
Karpuza hiçbir mecaza uğramadan meyva deyin;karpuzu salt karpuz bilin…
Mecazlar insanlığı yedirdi bitirdi; tüm mecazları mahrece iade edin…
***
Şu karpuzu ters-yüz etsen söz gelimi; söyle bakalım eline ne geçer….
Karpuzun içi kızıldır; içini insanlar yer;karpuzun dışı yeşil mi yeşildir; hayvanlar yer..
***
İster ters karpuz ol ister düz; tüm karpuzlara, yata yata büyür ,derler…
Allah bu memleketi karpuza benzetmesin; bu, insan olana yeter be yeter…
***
Kış karpuzu kıt bulunur,aranır; Yaz karpuzu bol bulunur,bıkılır….
İnsandır bu gene de güven olmaz; akşam yediğini sabah olunca unutur, sıkılır ….
***
Toyumluk için, doyumluktan vazgeçer; Ganimet için Hakikat’ten vazgeçer….
Vakanüvisler böyledir;hepsinin boyunları kılıçtan keskin,kıldan incedir…
***
--Padişahı övmekten,düşmanı yermekten; Vakıâ: arada, kaynar gider…..
Efraim Soğaç
16 Aralık 2011 Cuma
6 Aralık 2011 Salı
"DEĞİRMEN"
“DEĞİRMEN”
“Boş inançlar, cılız akılların dinleridir.”
Burke-----------
Reşat Nuri Güntekin “Değirmen” anlatısında; İhbar ile haber; muhbirlik ile muhabirlik arasındaki farkları eni-konu irdeler.-------------------
Anlatı şöyle başlar: Devlet ricali ve eşrafın katıldığı bir işret sofrasında; atılan göbeklerle, iki katlı ahşap bina tir tir titremeye başlar. İşret meclisindeki herkes deprem (!) oluyormuşçasına can havliyle kendini dışarıya atar. Daracık merdivenlerden inerlerken de, herkeste ufak tefek sıyrıklar oluşur.Tesadüf bu ya; Belediyede memur olarak çalışan muhbir Rifat da işret meclisindedir. Muhbir Rifat, göbek atmaktan mütevellit ahşap evin sarsıntısını deprem diye yorumlar ve bu asılsız deprem (!) haberini(!) İstanbul gazetelerine telgrafla ihbar eder.Dönem 2.Hamit dönemidir ve jurnalciler (muhbirler) el üstünde tutulmaktadır.---------------
Öyle ki muhbirler kulaklarıyla topladıklarını; statükoya bir çıkar karşılığındaağızlarıyla taşır:Muhbirler kulak kesildikleri yerde sus-pus; statüko karşısında konuşkandır.Anlatı devam eder: Manşetlerdeki bu asılsız deprem haberi bir anda Osmanlının yedi iklimine ulaşır,hattadünyaya yayılır. Düvel-i muazzama ve Osmanlı Devlet ricali; yardım göndermek için heyetler oluşturur.-----------------
Hani bir vakanın şüyu vukuundan beterdir derler ya; olmamış bir depremin şüyuu adeta insan eliyle “vukuatlandırılır”; her yer kazma-kürekle yıkılarak kasabaya deprem süsü verilir; insanlar olmayan yaralarını sargılayıp ,çadırlara koşarlar, aşevlerine seğirtirler…Bu sahte deprem FON’u; gelen heyetleri ikna etmek için; kasabanın resmi-gayri resmi ahalasi tarafından oluşturulur. Fon'lar, kavallarını halkı uyutmak için üflemektedirler adeta….
Şu da var , muhAbirler, haber(!) kaynaklarını açıklayamadıkları zaman; “güvenilir(!) kaynaklardan aldığımız habere (!) “ göre diye, asılsız bir muhbir gerekçelendirmesine sığınırlar: İşte bu kesişme noktasına muhbir-muhAbir işbirliği denir ki, o dönemde bu yalanı ortaya koyacak “rihter” deprem-ölçeri henüz icat edilmediğinden, bu ihbarla karışık habere herkes itibar etmek zorunda kalmıştır…----------------------------
Nedir,ihbar ile haber arasında; muhbirlik ile muhAbirlik arasında bir çok ayrım soyılıp dökülebilir, en belirgini belki de şu ikisidir:---------------------
1*Muhbir her duyduğunu; kendine ve statükoya yarayışlı hale getirerek resmi makamlara ihbar eder….-------------------------
1*MuhAbir ise, habere hiçbir şey eklekmeksizin/çıkarmaksızın; kendi yararını/zararını/ gözetmeksizin, haberini halka aktarır….------------------
2**Muhbir kimliğini gizler, dolayısıyla haber kaynağı da gizlidir…--------------------------
2**MuhAbir ise kimliğini daha baştan açıklar; bununla da yetinmeyip haber kaynaklarını olduğu gibi ortaya apaçık koyar; öyle ki, bu açıklama haberin ıspatıdır aynı zamanda…---------------------------
Yazımı bitirirken; yıllar önce çok sevdiğm öykücü Tomris Uyar, “Toptancı Bilgi’nin”(İhbar mekanizmalarının), bir bakıma kulaktan dolma bilginin, entellektüel düzeydeki sakıncılarını/çekincelerini/tehlikelerini yazmıştı da, hiç kimse kulak asmamıştı------------------------------
Ah ki, toplum yaşantımızda, bilimde sanatta,teknolojide tıkır tıkır işletilen “toptancı bilgilerden” (ihbar mekanizmalarından) bir an önce kurtulmanın zamanı, daha gelmedi mi…
İktidar korkusu muhbirleri çoğaltır; insancıl itiraz/güven ise muhAbirleri çoğaltır…
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)