6 Aralık 2011 Salı
"DEĞİRMEN"
“DEĞİRMEN”
“Boş inançlar, cılız akılların dinleridir.”
Burke-----------
Reşat Nuri Güntekin “Değirmen” anlatısında; İhbar ile haber; muhbirlik ile muhabirlik arasındaki farkları eni-konu irdeler.-------------------
Anlatı şöyle başlar: Devlet ricali ve eşrafın katıldığı bir işret sofrasında; atılan göbeklerle, iki katlı ahşap bina tir tir titremeye başlar. İşret meclisindeki herkes deprem (!) oluyormuşçasına can havliyle kendini dışarıya atar. Daracık merdivenlerden inerlerken de, herkeste ufak tefek sıyrıklar oluşur.Tesadüf bu ya; Belediyede memur olarak çalışan muhbir Rifat da işret meclisindedir. Muhbir Rifat, göbek atmaktan mütevellit ahşap evin sarsıntısını deprem diye yorumlar ve bu asılsız deprem (!) haberini(!) İstanbul gazetelerine telgrafla ihbar eder.Dönem 2.Hamit dönemidir ve jurnalciler (muhbirler) el üstünde tutulmaktadır.---------------
Öyle ki muhbirler kulaklarıyla topladıklarını; statükoya bir çıkar karşılığındaağızlarıyla taşır:Muhbirler kulak kesildikleri yerde sus-pus; statüko karşısında konuşkandır.Anlatı devam eder: Manşetlerdeki bu asılsız deprem haberi bir anda Osmanlının yedi iklimine ulaşır,hattadünyaya yayılır. Düvel-i muazzama ve Osmanlı Devlet ricali; yardım göndermek için heyetler oluşturur.-----------------
Hani bir vakanın şüyu vukuundan beterdir derler ya; olmamış bir depremin şüyuu adeta insan eliyle “vukuatlandırılır”; her yer kazma-kürekle yıkılarak kasabaya deprem süsü verilir; insanlar olmayan yaralarını sargılayıp ,çadırlara koşarlar, aşevlerine seğirtirler…Bu sahte deprem FON’u; gelen heyetleri ikna etmek için; kasabanın resmi-gayri resmi ahalasi tarafından oluşturulur. Fon'lar, kavallarını halkı uyutmak için üflemektedirler adeta….
Şu da var , muhAbirler, haber(!) kaynaklarını açıklayamadıkları zaman; “güvenilir(!) kaynaklardan aldığımız habere (!) “ göre diye, asılsız bir muhbir gerekçelendirmesine sığınırlar: İşte bu kesişme noktasına muhbir-muhAbir işbirliği denir ki, o dönemde bu yalanı ortaya koyacak “rihter” deprem-ölçeri henüz icat edilmediğinden, bu ihbarla karışık habere herkes itibar etmek zorunda kalmıştır…----------------------------
Nedir,ihbar ile haber arasında; muhbirlik ile muhAbirlik arasında bir çok ayrım soyılıp dökülebilir, en belirgini belki de şu ikisidir:---------------------
1*Muhbir her duyduğunu; kendine ve statükoya yarayışlı hale getirerek resmi makamlara ihbar eder….-------------------------
1*MuhAbir ise, habere hiçbir şey eklekmeksizin/çıkarmaksızın; kendi yararını/zararını/ gözetmeksizin, haberini halka aktarır….------------------
2**Muhbir kimliğini gizler, dolayısıyla haber kaynağı da gizlidir…--------------------------
2**MuhAbir ise kimliğini daha baştan açıklar; bununla da yetinmeyip haber kaynaklarını olduğu gibi ortaya apaçık koyar; öyle ki, bu açıklama haberin ıspatıdır aynı zamanda…---------------------------
Yazımı bitirirken; yıllar önce çok sevdiğm öykücü Tomris Uyar, “Toptancı Bilgi’nin”(İhbar mekanizmalarının), bir bakıma kulaktan dolma bilginin, entellektüel düzeydeki sakıncılarını/çekincelerini/tehlikelerini yazmıştı da, hiç kimse kulak asmamıştı------------------------------
Ah ki, toplum yaşantımızda, bilimde sanatta,teknolojide tıkır tıkır işletilen “toptancı bilgilerden” (ihbar mekanizmalarından) bir an önce kurtulmanın zamanı, daha gelmedi mi…
İktidar korkusu muhbirleri çoğaltır; insancıl itiraz/güven ise muhAbirleri çoğaltır…
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder